30 Ağustos zafer bayramı 88. yıldönümü
Ağustos 30, 2010 by admin
Filed under Genel Haberler
30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyoruz
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 88′inci yıldönümü ve Zafer Haftası, tüm yurtta coşkuyla kutlanıyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanları ile bazı generaller, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla dün Devlet Mezarlığı’nı ziyaret etti.
Orgeneral Koşaner ile beraberindekiler, Devlet Mezarlığı’nda milli mücadelede görev almış komutanların isimlerinin yazılı olduğu “Anısal Duvar”a çelenk koydu, saygı duruşunda bulundu. Orgeneral Koşaner, Devlet Mezarlığı Şeref Defteri’ne şunları yazdı:
“Ebediyete intikal etmiş değerli devlet büyüklerimiz, İstiklal Savaşı’nın kahraman komutanları ve aziz şehitlerimiz, ulusumuzun hür ve bağımsız yaşama kararlılığını tüm dünyaya göstererek vatan uğruna giriştiğimiz sayısız mücadeleler, eşsiz fedakarlıklar ve kahramanlıklarla bugünlere getirerek bize emanet ettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti, sizlerden aldığımız güç ve ilhamla sonsuza kadar var olmaya devam edecektir. Bıraktığınız bu kutsal emanetin korunması ve ilelebet yaşatılması için TSK’nın her türlü tehdide karşı kararlı mücadelesini geçmişte olduğu gibi bugün de büyük bir azimle, inançla sürdüreceğinden emin olunuz. Huzur içinde yatın, ruhlarınız şad olsun.”
KARANFİL BIRAKTILAR
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ile beraberindeki komutan ve generaller milli mücadelede görev almış komutanların kabirlerine de karanfil bıraktı.
ZAFER DOĞUŞU
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 88′inci yıldönümünde Zafer Haftası kutlamaları sürerken, bu zaferlere sahne olan Afyonkarahisar’da dolunay, Ata’yla aynı karede buluştu.
Dolunay önceki gece zaferin mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Taarruz emrini verdiği Kocatepe’deki silueti ile ay yıldızlı bayrakların arasından yükselmeye başladı. Ata’nın Büyük Taarruz Şehitliği’ndeki heykelinin önünde, onu aydınlatırcasına yükselen dolunayla, şehitlikte dalgalanan al bayrakların görüntüsü, izleyenlere duygu dolu anlar yaşattı.
LİDERLERDEN KUTLAMA
- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Türkiye’nin yolunun daima açık ve parlak olacağını vurgularken, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Türk milletinin, şehit ve gazilerin armağanı olan Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatacağı vurgusunu yaptı. Başbakan Erdoğan ise, cumhuriyeti koruyup, muasır medeniyetler seviyesine taşıyacaklarını söyledi. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu mesajında, “30 Ağustos Zafer Bayramı tam bağımsızlıktır, toprak bütünlüğüdür, birliktir, kardeşliktir” dedi.
- Başbakan Tayyip Erdoğan: Kahraman ordumuzun cesaret ve fedakarlığının, tarih sahnesinden silinmek istenen milletimizin varoluş mücadelesinin en güzel örneklerinden biri de 30 Ağustos Zaferi’dir. Milletimizin ortaya koyduğu bu yüksek ruh ve şuur her zaman canlı kalacak, yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir. Bizler de, imkansızlıklar içerisinde büyük fedakarlıklarla kazanılan bu zaferin verdiği güç ve cesaretle, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi koruyacak, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin ötesine taşıma hedefimizi mutlaka gerçekleştireceğiz. Ne mutlu bizlere ki, bugün bu hedefimize her zamankinden çok daha yakınız.
- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığını, özgürlünü dil, din, ırk ve inanç farklılığını yapmadan omuz omuza vererek kazandı. Sevr’i bu anlayışla parçalayıp tarihin çöplüğüne attı.
- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Büyük Taaruz’la birlikte defnedilen işgalci veistilacı mihrkların rezil amaçları, bugün iç iç ve dış tesirlerin bir araya getirilmesiyle tekrar dirilmiş ve yoğun şekilde faaliyete geçmiştir. Herkes bilmelidir ki dün Kocatepe’deki milli heyacanın ve şuurun aynısı bugün Türkiye sevdalılarının düşünce ve davranışlarında fazlasıyla bulunmaktadır.
30 AĞUSTOS ZAFERİ VE ÖNEMİ
“25 Ağustos 1922 akşamı Başkomutan, Afyonkarahisar’ın 20 km kadar güneyinde Şuhut kasabasında, bir köy evinin üst katında kurulmuş sofrada, bir petrol lâmbasının sönük ışığı altında, akşam yemeğini yemektedir; taarruz ertesi sabah başlayacaktır.
Yaver Muzaffer Bey, kendisine topçu cephane miktarı hakkında bilgi veriyor. Buna göre taarruzdan önce yapılacak toplu ve sürekli topçu ateşi, ancak üç dört saat devam ettirilecektir.
Gazi Mustafa Kemal yemeğini bitirdikten sonra, iki tarafın arazi üzerindeki durumlarını gösteren haritayı istiyor; genel durumu bir kere daha inceliyor. Yaverine Döğer mevkii ile Dumlupınar arasındaki mesafeyi ölçtürüyor. Elindeki kalemle bu noktaya birkaç kere vuruyor; ağzından şu cümleler dökülüyor:
-Döğer, döğer; fakat döğemeyeceklerdir. Buradaki kuvvetleri hareketsiz kalmaya mahkûmdur.
Ayağa kalkıyor, Muzaffer Beye:
- Hadi haritaları topla, hareket ediyoruz diyor.
Gece yarısı olmuştur; Başkomutan, şimdi Kocatepe’nin eteklerindeki çadırlı ordugâhta, konik bir çadırdadır; gecenin koyu sessizliği içinde, yalnız ordugâhın önünden akan küçük bir dereden hafif su şırıltıları duyuluyor… Başkomutan, bir ara çadıra giren yaverine:
-Hazır mısınız? diye soruyor.
Olumlu cevap alınca doğruluyor, henüz bozulmamış olan portatif karyolasının üzerinden tabanca kemerini alıp kuşanıyor. Her günkü gibi tıraş olmuştur; eldivenleri elindedir, çadırdan çıkıyor… Ortalık zifirî karanlık… Petrol ve mum fenerlerinin titrek ışıkları altında Kocatepe’ye doğru çıkmaya başlıyor; öne doğru fazla eğilerek yürüyor. Arazi, arızalı olduğu için ağır ağır ilerliyor… Nihayet tepeye çıkmıştır; bütün karanlıkları delen gözleriyle ileriye bakıyor:
-Allah, Türk milletini ve ordusunu koruyacaktır! diye mırıldanıyor.
26 Ağustos 1922… Sabahın ilk ışıkları görünmüştür; Başkomutan tarassut (gözetleme) dürbününün başında, düşman tahkimatını seyrederken topçularımız ateşe başlıyor… Bu ateş, tahkimatı yer yer havaya uçurmaktadır… Fakat bir taraftan da tonlarca cephane su gibi akıp gitmektedir… Endişeye kapılanlar oluyor; bunu Başkomutan’a da söylüyorlar. O, büyük bir soğukkanlılıkla:
-Tek mermi kalıncaya kadar ateşe devam edilecektir, emrini veriyor ve ekliyor: “Cephane ikmalini düşmandan yapacağız.”
Akşam olmak üzeredir… Dâhi komutan etrafına bakarak:
-Yarın öğleden sonra Afyon’da olacağız diyor.
O anda herkes şüphe ve tereddütle birbirinin yüzüne bakıyor; fakat ertesi gün, yani 27 Ağustos günü öğleden sonra hep beraber Afyon’dadırlar.
28 ve 29 Ağustos günleri verilen emirlere göre, düşman kovalanmakta ve sıkıştırılmaktadır. Başkomutan da evvelce tasarladığı yerde, düşmana son darbeyi vurmak için hazırlanmaktadır.
Nihayet 30 Ağustos… Başkomutan otomobiline biniyor. Şimdi Zafertepe diye anılan yere doğru inme emrini veriyor. Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa:
-Paşam ateş hattına iniyorsunuz diyor.
Cevap veriyor:
-Siz burada kalınız!
Yoluna devam ediyor. Düşmanın top ateşi altında bulunan bir yere geliyor; oradan dürbünle düşmanın asıl kuvvetlerinin bulunduğu yerlere doğru ilerlemekte olan piyade birliklerimizin hareketini takip ediyor.
Birdenbire, “Allah, Allah!..” sesleri yükseliyor. Askerlerimizin süngüleri batmak üzere bulunan güneşin kızıl ışıkları altında alev alev yanmaktadır; ölümü hiçe sayan kahramanlarımız, düşmanın üzerine ateşten bir çığ gibi iniyor.
O anda Büyük Komutan, elindeki sigarayı atıyor; ayağa kalkıyor. Siper içinde dimdik duruyor; bu, çok sevdiği, üzerlerine titrediği askerlerine karşı bir saygı duruşudur; gözleri nemlenmiştir. Eliyle muharebe alanını göstererek bağırıyor:
-Hacı Anesti, mağrur kumandan! Neredesin, gel de ordularını kurtar! (1)
Ertesi gün sabahın erken saatlerinde muharebe alanını dolaşıyor. Manzara çok hazindir; binlerce düşman cesedi… Birbirinin üzerine yıkılmış yüzlerce topçu hayvanı… Terk edilmiş toplar; cephaneler…
Asil ruhlu Büyük İnsan, üzüntü duyuyor:
-Bu manzara insanlığı utandırabilir, fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk. Türkler, başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler diyor.
Biraz ileride topların arasında yerde bir Yunan bayrağı görüyor; eliyle işaret ederek emrediyor:
-Bir milletin istiklâl alâmetidir (sembolüdür). Düşmanın da olsa ona hürmet etmek lâzımdır. Bayrağı yerden kaldırıp topun üzerine koyunuz.(2)
30 Ağustos’un gerçek anlamını ve önemini BüyükZafer’in ikinci yıl dönümünde (30Ağustos 1924) Dumlupınar’ın Çal tepesinde yapılan törende Atatürk’ün verdiği söylevde görürüz:
“… Hiç şüphe etmemelidir ki, yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetin temeli burada tarsin olundu (kuvvetlendirildi), hayatıebediyesi (ebedî hayatı) burada tetviç olundu (taçlandırıldı). Bu sahada akan Türk kanları, bu semada pervaz eden (uçan) şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır.” (3)
(1) Türklerin taarruz etmeyeceklerine inanmış olan Yunan Başkomutanı Hacı Anesti, izinli olarak geldiği İzmir’de gazetecilere: “Karşımda Mustafa Kemal diye birini göremedim.” demiştir.
(2) Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Cilt:I, Yapı Kredi Bankası Yayınları, İstanbul, 1973, s. 134-136.
(3) Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Tarihî Nuktu, Cumhuriyet Gazetesi Yayını, İstanbul, 1924, ss. 10,12:14; Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Sonbahar Seyahatleri, Matbuat Müdiriyeti Umumiyesi Yayını, İstanbul, 1925, s. 37:39.






