Ankara Üniversitesi Bayan Öğretim Görevlisine Taciz
Şubat 16, 2011 by admin
Filed under Ankara Haberleri
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesindeki “mobbing” alt komisyonlarına başvuran Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Yardımcı Doç. Dr. D.Ö.D., işyerinde yıllardır “cinsel taciz” ve “mobbinge” (psikolojik şiddet) uğradığını iddia etti.
2 yıl Harvard Tıp Fakültesi’nde eğitim gören Yrd. Doç. Dr. D.Ö.D, TBMM’ye yaptığı başvurusunda, aynı bölümde görev yapan Prof. Dr. M.H. tarafından defalarca, “sözlü” ve “görsel” cinsel tacize maruz kaldığı gerekçesiyle, konuyu önce yargıya taşıdığını anlattı.
Tacizcinin eşi müdür oldu
Yargı aşaması sürerken, üniversite yönetiminin baskılarının sürmesi üzerine konuyu hem Meclis’e hem de Cumhurbaşkanlığı’na taşıdığını belirten evli ve bir çocuk annesi olan D.Ö.D., M.H.’nin tacizleri nedeniyle birçok öğrencinin eğitimini yarıda bıraktığını savundu.
D.Ö.D., olayla ilgili Enstitü Müdürü Prof. Dr. Asuman Karakaya’ya başvuruda bulunduğunu ve Karakaya’nın da konuyu rektörlük makamına ilettiğine dikkati çekti. Dilekçey göre, rektörlük, tacizci öğretim görevlisi hakkında işlem yapmak yerine, Karakaya’dan, D.Ö.D.’nin de aralarında bulunduğu 5 kişinin görevden alınmasını istedi. Bunu kabul etmeyen Karakaya, görevinden istifa etti.
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü, Karakaya’dan boşalan yere M.H.nin eşi N.H.’yi müdür olarak atarken, D.Ö.D.’ye baskılar arttı. Odasının kilidinin değiştirildiğini, bilgisayarına girişinin engellendiğini anlatan D.Ö.D., bunun üzerine olayı yargıya taşıdığını, savcılığın M.H.’nin bilgisayarına el koyduğunu, emniyette de ifadeye götürüldüğünü belirtti.
Kampus ve laboratuvara alınmama tutanaklarını da komisyona suran D.Ö.D., kendisine yardım eli uzatan akademisyen arkadaşlarının da kampus dışında farklı birimlere gönderildiğini belirtti.
İncelemede ortaya çıktı
Suç duyurusunun ardından, savcılığın olaya el koyduğunu belirten D.Ö,D., emniyetin yaptığı incelemelerde söz konusu “cinsel” içerikli maillerin M.H.’ye ait bilgisayardan atıldığı, “bilgisayar içeriğinde ofis ortamında çekilen ve kişinin ahlaki seviyesini gösteren çıplak fotoğraflar olduğu açıkça rapor edildiğini” bildirdi.
D.Ö.D., bunlar yetmiyormuş gibi M.H.’yle karşılıklı odalarda oturduklarını ve bakışları ile tacizi sürdürdüğünü belirterek, “Bu olaylar onurumu kırmış, akademik ve aile yaşamımı olumsuz etkilemiş ve bilimsel çalışmalarımı aksatmıştır” diyerek şikâyetçi oldu. Her komisyon D.Ö.D.’nin başvurularını işleme koydu.
Olayın kapatılması baskıları
M.H.’nin kendisine yönelik tacizlerini internet üzerinden de sürdürdüğünü ve 21 Kasım 2009’da “sevisen.adam@gmail.com” posta adresinden cinsel içerikli mesaj ve fotoğrafları gönderdiğini belirten D.Ö.D., şu görüşlere yer verdi: “Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji enstitüsü olan, enstitümüzde vuku bulan bu çirkin olay başta, yöneticilere şifai olarak anlatılmıştır. Ancak duyarsızlıkları ve rektörlük makamının olayın kapatılması yönündeki baskıları arka arkaya gelmiştir.”
ÖNDER YILMAZ Ankara/Milliyet
http://www.milliyet.com.tr/-harvard-li-kadin-docentten-cinsel-taciz-sikayeti/yasam/haberdetay/15.02.2011/1352462/default.htm
Ankara’daki parklar
Temmuz 15, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
Milli Parklardaki Jeolojik Miras” projesi çalışmaları sırasında başlatılan çalışmalar sonucunda Türkiye’nin ilk jeoparkının beş ünitesi cuma günü Kızılcahamam’da açılacak.
Ankara Üniversitesi’nin (AÜ) öncülüğünde, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin desteğiyle Kızılcahamam ve Çamlıdere’de kurulacak 23 istasyondan oluşacak Jeopark’ın ilk beş istasyonu için Mustafa Kemal Atatürk’ün ilçeye geliş tarihi olan 16 Temmuz’da açılış töreni düzenlenecek.
AÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve AÜ Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRKO) Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Kazancı, “Milli Parklardaki Jeolojik Miras” projesinin çalışmaları sırasında Kızılcahamam civarında çok sayıda jeosit olduğunu gördüklerini bildirdi. Kazancı, bunun üzerine jeolojik miras, jeoturizm potansiyelinin araştırılması için pilot bölge olarak Ankara’nın Kızılcahamam ve Çamlıdere ilçelerinin seçildiğini anlattı.
Bir milyon dolara mal olacak
Kazancı, AÜ, Ankara Valiliği, Kızılcahamam Belediyesi ve Kaymakamlığı ile Çamlıdere Kaymakamlığı ve JEMİRKO tarafından jeositlerin korunması ve yöreye ekonomik getiri sağlanması için Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark ve Jeoturizm Projesi (KÇJJP) geliştirildiğini belirtti.
Her istasyonun yaklaşık iki kilometrekare alanı kapsadığını kaydeden Kazancı, projenin tamamının yaklaşık 1 milyon dolara mal olacağını ifade etti.
Jeopark ziyaretçilerinin bilgilendirilmesi amacıyla üç metrekarelik iki duyuru panosu konulacağını belirten Kazancı, panolarda yazılanları okumak istemeyenler için rehberler bulundurulacağını veya tanıtıcı el broşürlerinin hazırlanacağını söyledi.
“Jeopark, bilim ile insanın birleştiği nokta olacak” diyen Kazancı, Güvem Sütun Bazaltlarda 23 milyon yıl ile 9,5 milyon yıl arasındaki jeolojik zamanın görülebileceğini kaydetti.
İnsanların, doğada soğumaya başlayan lav gölünün evrelerinin günümüze kalmış izlerini göreceklerini ifade eden Kazancı, “Bugün volkanları izliyoruz ama soğumayı izleyemiyoruz. Çünkü soğuma yüz binlerce yılda meydana geldi. Biz burada soğumanın evrelerini göreceğiz. Bir volkanın yeryüzüne yayılması sonrasındaki evrelerini izliyoruz” dedi.
İnsanlığa mal olmuş değerler
KIZILCAHAMAM Belediye Başkanı Coşkun Ünal da Türkiye’nin ilk jeoparkının insanlar tarafından otopark olarak algılanmasından yakınarak, “Kızılcahamam ve Çamlıdere bölgesine yapılacak Jeopark, insanlar tarafından otopark olarak algılanıyor ancak burası hocalarımızın dediğine göre 23 milyon yıl öncesinde oluşan doğa olaylarının gerçekleştiği yer” dedi.
Ünal, geçen yıl Almanya’ya gittiğinde Yozgatlı bir Türk’ün, Kızılcahamam taşlarını 7-8 Euro’ya sattığını gördüğünü belirterek, “Biz, burada insanlığa mal olmuş değerleri koruma altına alacağız ve değerlerimizin çalınmasını engellemeye çalışacağız” dedi.
Jeopark, yüksek bilimsel öneme sahip jeolojik objelerin topluca bulunduğu alanlar olarak tanımlanıyor. Temel niteliği ise yok olma tehlikesi altındaki jeositlerin korunması ve araştırılması.
Ankara üniversitesinde resepsiyon
Haziran 22, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
Ankara Üniversitesi (AÜ) Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, 2009-2010 akademik yılının sona ermesi dolayısıyla resepsiyon verdi.
AÜ Rektörlüğü bahçesindeki resepsiyona Rektör Prof. Dr. Cemal Taluğ ile Ankara Üniversitesinin akademisyenleri eşleriyle katıldı.
Prof. Dr. Taluğ ve eşi, davetlileri rektörlük binasının kapısında karşıladı.
Taluğ, yaptığı açıklamada, 2009-2010 akademik yılının büyük bir heyecan, coşku ve görevlerini yapmanın kararlılığıyla geçtiğini söyledi.
Eğitim alanlarında yeni programlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Taluğ, öğrenci merkezli, öğrenciye değer ve sorumluluk veren eğitim anlayışını yerleştirmeye çalıştıklarını kaydetti.
Taluğ, ”Şimdi mezuniyet törenleri yapıyoruz, üniversitenin her yerinde adeta hasat bayramları kutluyoruz” dedi.
AÜ’nün araştırma üniversitesi olduğunu kaydeden Taluğ, öğrencilerinin 4′te birinin master ve doktora öğrencisi olduğunu söyledi.
Üniversite yönetimi olarak 2009-2010 akademik yılında çok sayıda araştırma merkezi kurduklarını belirten Taluğ, bunlardan su yönetimi enstitüsü, hızlandırıcı teknolojiler enstitüsü ile kök hücre enstitüsünün Türkiye’de ilk ve tek olduğunu, 3 enstitüsünün de ileri teknolojiyle çalışacağını ifade etti.
Üniversitelerin 3 temel fonksiyonu bulunduğunu, bunlardan birinin topluma hizmet etmek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taluğ, doğrudan toplumla buluşmaya dayalı programlar gerçekleştirdiklerini ve eğitim programlarında sürekliliğe önem verdiklerini belirtti.
Taluğ, bu kapsamda cezaevini ziyaret ettiklerini ifade ederek, ”Oradaki yurttaşlarımıza yeni bilgi ve beceriler kazandırmaya önem verdik. Doğrusu bu anlamda bu sene daha önce hiç yapamadığımız yenilikler yapmanın mutluluğu ve gururunu taşıyoruz” diye konuştu.
Başkent’te kene paniği
Nisan 22, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
Ankara’da geçen yıllarda bu zaman diliminde görülmeyen virüsü taşıyan türden 3 ergin kenenin saptanmış olmasının, bu senenin hastalık adına daha korkunç boyutlarda seyredebileceğinin işareti olarak yorumlandı.
SAĞLIK BAKANLIĞI, HAVALARIN ISINMASIYLA KKKA HASTALIĞININ TAŞIYICISI VE BULAŞTIRICISI KENELERİN AKTİF HALE GELDİĞİNİ, HASTALIĞIN NİSAN-EYLÜL ARASINDA ETKİN OLABİLECEĞİNİ BİLDİRDİ
Havaların ısınmasıyla Kırım-Kongo Karamalı Ateşi (KKKA) hastalığının taşıyıcısı ve bulaştırıcısı olan kenelerin aktif hale gelmesi sonucu, hastalığın Nisan-Eylül arasında etkin olabileceği belirtildi.
Yetkililer, bu dönemlerde riskli bölgelere gidenlerin koruyucu önlemlere uymasını tavsiye ederken, kene tutunan veya bulaşma yollarından birine maruz kalanların kendilerini on gün süreyle halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi belirtiler yönünden izlemesi ve belirtilerin ortaya çıkması halinde sağlık kuruluşuna müracaat etmeleri gerektiğine dikkati çekiyor.
AA muhabirinin Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürülüğünden aldığı bilgiye göre, sıcak hava ile KKKA hastalığının taşıyıcısı ve bulaştırıcısı kenelerin aktif hale gelmesi sonucu, hastalık Nisan-Eylül arasında etkinleşiyor. KKKA Türkiye’de özellikle İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeyi, Karadeniz Bölgesi’nin güneyi ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin kuzeyinde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Hastalığın tedavisinde etkinliği henüz kanıtlanmamış bir ilacın bulunmaması ve aşının olmaması, hastalıktan korunmayı ve hayvanlarda kene mücadelesini çok önemli hale getiriyor.
Hastalıktan korunmak için yetkililer tarafından yapılan uyarılara mutlaka uyulması gerektiğine dikkat çekiliyor.
Özellikle tarla, bağ, bahçe ve piknik alanları gibi kene yönünden riskli alanlara gidilirken, kenelerin vücuda girmesini engellemek maksadıyla mümkün olduğu kadar vücudu örten giysiler giyilmesi, pantolon paçalarının çorapların içerisine sokulması ve ayrıca kenelerin elbise üzerinde rahat görülebilmesi için açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesi öneriliyor.
Kene yönünden tarla, bağ, bahçe ve piknik alanları gibi riskli yerlerden dönüldüğünde, mekanda bulunan herkesin kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dahil vücudunda kene olup olmadığını kontrol etmesi, kene tutunmuşsa hiç vakit kaybetmeden, çıplak elle dokunmamak şartıyla vücuda tutunduğu en yakın yerden tutarak çıkarılması gerekiyor. Kenenin çıkarıldıktan sonra, antiseptik bir solüsyon uygulanması, kişinin keneyi kendisinin çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerekiyor. Kene ne kadar erken çıkarılırsa, hastalığın bulaşma riskinin de o kadar azalacağının unutulmaması gerekiyor.
-”KENE ÖLDÜRÜLMEMELİ”-
Vücuttan çıkarılan kenenin, içerisinde alkol, çamaşır suyu veya böcek öldürücü ilaç bulunan bir kavanoza atılarak öldürülmemesi şart koşuluyor.
Hastalık hayvanlarda belirti göstermeden seyrettiğinden hastalığın sık olarak görüldüğü bölgelerde bulunan hayvanlar sağlıklı görünse bile hastalığı bulaştırabiliyor. Bu nedenle, hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerekiyor.
Hastalığa yakalanan kişilerin kan, vücut sıvıları ve çıkartılarıyla hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişilerin eldiven, maske önlük takma gibi korunma önlemlerini alması gerekliliğine işaret ediliyor.
Kene tutunan veya bulaşma yollarından birine maruz kalanların, kendilerini on gün süreyle halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi belirtiler yönünden izlemesi ve bu belirtilerden bir veya birkaçının ortaya çıkması halinde derhal en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmesi gerekiyor.
Hastalığa neden olan mikrobun taşıyıcısı ve bulaştırıcısı olan kenelerin, uçmayan, zıplamayan, yerden yürüyerek vücuda tırmanan eklem bacaklı hayvanlar olduğu, vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiği vurgulanıyor.
Keneler üzerine sigara basılması, kolonya, gaz yağı gibi maddeler dökülmesi kenenin kasılmasına neden olduğu için vücudundaki içeriğin kanını emdiği kişiye aktarmasına yol açıyor.
Hastalığın kontrolünde özellikle çiftlik hayvanlarında kene mücadelesi önemli olduğundan, hayvanların tarım teşkilatının önerileri ve yardımları doğrultusunda kene ilaçlarıyla düzenli ilaçlanması tavsiye edilirken, kene mücadelesinde geniş çevre ilaçlamalarının etkili olmadığı vurgulanıyor.
”BU SENE ŞU ANA KADAR, GEÇEN YILLARDA BU ZAMAN DİLİMİNDE GÖRÜLMEYEN HYALOMMA MARGİNATUM KENESİNDEN 3 ERGİNİN SAPTANMIŞ OLMASI BU SENENİN HASTALIK ADINA DAHA KORKUNÇ BOYUTLARDA SEYREDEBİLECEĞİNİN İŞARETİDİR”
Ankara Üniversitesi (AÜ) Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Karaer, ”Ankara’da geçen yıllarda bu zaman diliminde görülmeyen ve Türkiye’de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı virüsü taşıdığı saptanan türden 3 ergin kenenin saptanmış olmasının, bu senenin hastalık adına daha korkunç boyutlarda seyredebileceğinin işareti” olduğunu söyledi.
Karaer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kenelerin erken çıkışına bağlı olarak kene ölümlerinin de geçen seneye göre daha erken başlamış olabileceğini belirtti.
Hastalığın ilk saptandığı 2002 yılından bugüne kadar geçen 8 yıllık süreçte her yıl artan sayıda olmak üzere 4 bin 453 vaka ve 218 ölüm tespit edildiğini anlatan Karaer, ”Vaka ve ölümlerin yurt içinde dağılımı ilk yıllarda Kelkit vadisi ve civarıyla sınırlı olmasına karşın bugün 60′ın üzerinde ilde hastalığın yayıldığı Sağlık Bakanlığı verilerinden anlaşılmaktadır” dedi.
Karaer, Ankara’da hastanelere kene şikayetiyle başvuranlardan 2008′de 5 bin, geçen yıl 4 bin, bu sene 14 Nisan tarihine kadar ise 250′sinin kenelerini incelenmek üzere Ankara’daki 3 kene inceleme merkezinden biri olan Ankara üniversitesi Veteriner Fakültesine yönlendirildiğini belirtti.
Kendilerine yönlendirilen insanlardan alınan kenelerin laboratuvarlarda tür, gelişme dönemi, cinsiyet, konak özellikleri ve mevsimsel aktiviteleri yönünden irdelendiğini anlatan Karaer, bugüne kadar yapılan çalışmalardan merkezi bir yerleşime ve ılımlı karasal bir iklime sahip olan Ankara’da insanlardan en fazla kan emen kene türlerinin belirlendiğini söyledi. Karaer, şunları kaydetti:
”KKKA virüsü taşıma ihtimali olan türün her 4 kişiden birinde, diğer kene türlerine göre insanlardan daha sıklıkla kan emdiği, bir önceki yıla göre bu kene sayısının arttığı belirlendi. Hatta bu sene, geçen yıllarda bu zaman diliminde görülmeyen Hyalomma Marginatum kenesinden 3 erginin saptanmış olması bu senenin hastalık adına daha korkunç boyutlarda seyredebileceğinin işaretidir. Bütün bunlar KKKA hastalığı için çok ama çok anlamlı tespitlerdir. Çünkü Türkiye’de hastalığı nakleden tür Hyalomma Marginatum’dur. Yine Ankara’da elde edilen verilerden, kene tutunma riski açısından öncelikli faktörlerin bölge olduğu, bunu yaşam alanı ve mevsimin takip ettiği anlaşılmıştır.”
-”BULGULARDA KARŞILAŞTIRMA YAPAMIYORUZ”-
Ankara’da hastalığa bağlı vaka sayısı ve ölümlere ilişkin yeterli bilgi olmadığından mevcut kene bulgularıyla karşılaştırma yapamadıklarını anlatan Karaer, ilgili bakanlıkların sadece Ankara değil, Türkiye’nin hiçbir yerinde hastalıkla ilgili gerçek epidemiyolojik bilgilere sahip olmadığını savundu.
Karaer, Türkiye’nin diğer il ve bölgelerinden gerçek anlamda kene verisi olmadığından ülke çapında hastalıkla ilgili benzer yorum yapılamayacağını ifade etti.
Ankara’da hastanelerden yönlendirilen kene tutunma vakaları ve teşhis edilen kene türleri konusunda hastaneleri bilgilendirdiklerini belirten Karaer, ”Biz Ankara’da elde ettiğimiz bu bilgileri bakanlık yetkilileri ile paylaşarak, hiç olmazsa önümüzdeki yıllarda daha etkili önlemler almada kullanılmasını istiyoruz” diye konuştu.
Karaer, ayrıca, hastalıktan sorumlu iki bakanlığın strateji belirleme toplantılarını hastalık taşıyan kenelerin çıkış tarihine yakın bir zaman diliminde gerçekleştirdiğini belirterek, bu tür toplantıların geleceğe yönelik kararlar alınacak şekilde bir önceki yıl veya yıllar değerlendirilerek yapılması gerektiğini söyledi.
”Bu gecikmeli anlayış hastalığa bakış açısında yıllardır yapılan yanlışlardan sadece biridir” diyen Karaer, şu görüşleri dile getirdi:
”Bu sene de hastalıktan sorumlu bakanlıkların resmi web sayfalarından anlaşıldığına göre; her yıl olduğu gibi hastalık mevsimiyle birlikte her iki bakanlık yetkilileri ayrı, ayrı yerlerde toplantılar tertip etmişlerdir. Sağlık Bakanlığı mensupları 26-27 Mart 2010′da Antalya’da, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı mensupları ise 30-31 Mart 2010′da Selçuk-İzmir’de toplanarak 2010 hastalık stratejilerini belirlemişlerdir. Aynı ülkede her iki bakanlığı da direkt ilgilendiren bir hastalıkta, neden bu iki bakanlık temsilcileri bir araya gelmiyor, ortak stratejiler oluşturmuyorlar? Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu hastalıktaki yeri, adı geçen bakanlıklar arasında neresidir? O da bilinmiyor.”
Polatlıya fakülte süprizi
Nisan 13, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri, Eğitim Haberleri
1995’te Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı meslek yüksek okullarının açıldığı Polatlı’da, şimdi de Gazi Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi kurulmasını kararlaştırdı. Belediye Başkanı önümüzdeki eğitim döneminde 6 bölümün açılacağını söyledi.
GAZİ Üniversitesi, Ankara’nın Polatlı İlçesi’ne Fen ve Edebiyat Fakültesi kurulmasını kararlaştırdı. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) onayını aldıklarını belirten Belediye Başkanı Yakup Çelik, 2010- 2011 eğitim yılı için
6 bölümün açılacağını söyledi.
Görüşmeler olumlu geçti
1995 yılında üniversite kenti olma yolunda ilk olarak Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı meslek yüksek okullarının açıldığı Polatlı’da, şimdi de Gazi Üniversitesi fakülte açmayı kararlaştırdı. Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik, ilçenin günlük nüfus yoğunluğunun 120 bin dolayında olduğunu belirterek, “Konum itibarıyla Polatlı kendi üniversitesine sahip olmalıdır” dedi. Çelik, bu çerçevede Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan ile yaptıkları görüşmelerin olumlu geçtiğini ve bir süredir devam eden araştırma çalışmalarının fakülte kurulması kararı ile sonuçlandığını söyledi. YÖK’ün onayının alındığını ve ilçede TOKİ tarafından yapılan toplu konutların bulunduğu Mehmet Akif Mahallesi’ndeki 32 derslikli okul binasının da fakülte için tahsis
edildiğini açıkladı.
Çalışmalar sonuç verdi
BELEDİYE Başkanı Yakup Çelik, Gazi Üniversitesi Polatlı Fen ve Edebiyat Fakültesi bünyesinde Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Fizik, Matematik, Biyoloji ve Kimya bölümlerinin açılmasının kesinleştiğini müjdeledi. Fakültenin önümüzdeki 2010- 2011 döneminde eğitime başlayacağını söyleyen Başkan Yakup
Çelik, “Yaz aylarından beri yaptığımız çalışmalar sonuç verdi ve ilçemize fakülteyi kazandırdık. Amacımız gelecekte Gazi’den doğacak bir Polatlı Üniversitesi’ne sahip olmaktır” dedi.
Ankara üniversitesinde ermenice dersi
Nisan 13, 2010 by admin
Filed under Eğitim Haberleri
YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, ”Ankara Üniversitesinden gelen Ermenice dil eğitimi programı konusu..
YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, ”Ankara Üniversitesinden gelen Ermenice dil eğitimi programı konusu YÖK’te değerlendirildi ve açılması kabul edildi. Bu programın önümüzdeki yıl eğitim vermeye başlayacağını tahmin ediyoruz” dedi.
Günay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, devletin çeşitli kurumlarından Ermenice bilen personel talebi geldiğini ifade etti.
Türkiye’de Ermenice bilen çok az insan olduğunu bu nedenle Ermeni dilini bilen yetişmiş insanların arandığını ifade eden Günay, artık Türkiye’deki üniversitelerin dışa açıldığını kaydederek, şunları söyledi:
”Bundan 20-30 yıl önceki üniversite anlayışı değişti. Bir küreselleşme süreci yaşanıyor. Bu anlamda bütün dillerde eğitim almış yetişmiş insan gücüne ihtiyacımız var. Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı’nı (YÖS) da kaldırdık. Türkiye’deki üniversiteleri tüm dünyaya açmak istiyoruz. Dolayısıyla bütün dillerde yetişmiş insan gücü olması gerekiyor. Bu nedenle öncelikle İngilizce’ye teşvik ediyoruz. Günümüzde İngilizce uluslararası bir dil haline geldi.”
Üniversitelerde hangi programın açılacağına üniversite yönetimlerinin karar verdiğini anlatan Prof. Dr. Günay, sözlerini şöyle sürdürdü:
”YÖK de üniversitelerin bu taleplerini değerlendirerek yeni program açmalarına karar veriyor. Üniversitelerimiz bu konuda serbestler. Ankara Üniversitesinden gelen Ermenice dil eğitimi programı konusu YÖK’te değerlendirildi ve açılması kabul edildi. Bu programın önümüzdeki yıl eğitim vermeye başlayacağını tahmin ediyoruz.”
Başkent’te dağ filmleri festivali
Nisan 10, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
Ankara Üniversitesi (A.Ü) Dağcılık Birimi ile Dağ Kültürü Derneğinin birlikte düzenlediği ”1. Ankara Dağ Filmleri Festivali” başladı.
A.Ü Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’ndaki açılışta, dağcılık konulu bir sergi de dağcılık meraklılarıyla buluştu.
Festivalin açılış kokteyline katılan A.Ü Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, festivali gönülden desteklediğini belirtti.
A.Ü’nün, öğrencisine değer ve sorululuk veren bir üniversite olduğunu kaydeden Taluğ, ”Öğrenci etkinlerinin yanında olmak, desteklemek, aslında eğitim kalitesiyle de ilgilidir. Dağ Filmleri Festivali de Ankara da ilk defa yapılıyor. Bu anlamda mutluluk da duyuyorum” dedi.
Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Alaaddin Karaca da, doğa sporlarının Türkiye’de artık hak ettiği yere geldiğini düşündüğünü söyledi. Karaca, ”Bu tür film festivallerle doğa sporları anılıyor. Ülkemizde artık alternatif spor turizmi ön plana çıkmaya başladı. Bunların beraberinde dağcılık bir sektör oldu” diye konuştu.
Açılışta, festivalin ilk filmi olan, Filistinli ve İsrailli bir dağcının da aralarında bulunduğu dağcıların tırmanışlarını konu alan ”Everest: Barış için tırmanış” adlı film de gösterildi.
Bu arada, dağcılık konulu 16 film ve belgeselin gösterileceği festival, 11 Nisan Pazar günü sona erecek.
Ankara dil tarihte kavga
Nisan 9, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde (DTCF) karşıt görüşlü gruplar arasında dün çıkan ve bugün de kısa süreli bir kavga yaşandı.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde (DTCF) karşıt görüşlü gruplar arasında dün çıkan ve bugün de kısa süreli yaşanan kavganın ardından bir grup öğrenci, fakülte önünde açıklama yaptı.
DTCF’nin yan garaj giriş kapısından çıkan bir grup öğrenci adına yapılan açıklamada, yaşanan olayların ”bölücü terör örgütü yandaşları” tarafından ”vatansever ve milliyetçi öğrencilerin eğitim hakkının ellerinden alınması amacıyla planlı olarak gerçekleştirildiği” öne sürüldü.
Açıklamada, dün bir arkadaşlarının derse giderken saldırıya uğrayıp bacağından bıçaklandığı, bugün de derse giden arkadaşlarının tehditle derse girmelerinin engellendiği iddia edildi.
Olayların ”basit öğrenci olayları olmaktan çıktığı ve yasadışı örgütlerin fakülteye yuvalandığı” ileri sürülen açıklamada, ”Bu konuda başta cumhuriyetimizin savcıları olmak üzere devletin ilgili birimlerini yaşanan olayların öneminin giderek artmasından doğacak sıkıntıların önlenmesi için göreve davet ediyoruz” denildi.
Kanoladan alternatif yakıt
Mart 26, 2010 by admin
Filed under Ankara Haberleri
EGO otobüslerine kanoladan alternatif yakıt
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, EGO otobüsleri için alternatif yakıt buldu. Kanola bitkisinden elde edilecek biyodizel EGO otobüslerinde kullanılacak.
KANOLANIN ÜRETİMİ YAYGINLAŞIYOR
Ankara Büyükşehir Belediyesi, Tatlar Arıtma Tesislerine ekilen kanola bitkisinden elde edilecek biyodizelin EGO otobüslerinde kullanılmasını hedefliyor.
Ankara Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, belediye, ASKİ, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinin ortak projesi çerçevesinde, Tatlar Arıtma Tesislerine kanola bitkisi ekilerek, buradan elde edilecek biyodizelin EGO otobüslerinde kullanılması planlanıyor.
Proje kapsamında, 60 dönüm alana kanola ekildiği, yaz aylarında yapılacak hasadın ardından ilk etapta 4 bin 500 litre biyodizel üretileceği belirtildi.
Pilot projede başarılı olunması halinde, kanola bitkisinden elde edilecek biyodizel, EGO otobüslerinin yakıt ihtiyacını karşılamak üzere kullanılacak.
Öte yandan, kanolanın üretimi için gereken gübre ve su da Tatlar Arıtma Tesislerinden karşılanıyor.
Türkiye’de beyin cerrahisi mükemmel
Bugüne kadar yaptığı 5 bin 500 anevrizma ameliyatıyla bu alanda ulaşılmaz bir rekoru elinde bulunduran, dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Prof. Dr. Robert F. Spetzler, Türk meslektaşlarına övgüler yağdırırken, “Türkiye’de beyin cerrahisi mükemmel seviyede” dedi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı tarafından her yıl düzenlenen “Prof. Dr. Nurhan Avman” konferanslarının 22’ncisi için Türkiye’ye gelen Spetzler, Türk meslektaşlarına deneyimlerini aktardı.
Türkiye’nin dört bir yanından beyin cerrahına beyin sapındaki damarsal anevrizmalar, kompleks kafa içi anevrizmaları ve kafatası tümörlerinin tedavisi konularında bugüne kadar yaptığı binlerce ameliyattan edindiği bilgileri aktaran Spetzler, kendisine yöneltilen soruları da yanıtladı.
Toplantıyı değerlendiren Spetzler, Türkiye’de beyin ve sinir cerrahisinin ulaştığı düzeyin son derece iyi olduğunu, Türk beyin cerrahlarının gelişmiş ülkelerdeki meslektaşlarından geri kalır tarafı olmadığını ifade ederek, “Türkiye’de beyin cerrahisi mükemmel seviyede. Türk meslektaşlarımla bilgi alışverişinde bulunmaktan mutluluk duydum” dedi.
Spetzler kimdir?
ÇALIŞMALARINI ABD’deki Barrow Nöroşirürji Enstitüsünde Direktör ve Arizona Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak sürdüren Spetzler, bugüne kadar, çoğu müdahalesi son derece zor olan, derin yerlerde bulunan 5 bin 500 anevrizma ameliyatı yaptı. Dr. Spetzler, nöroşirürji literatürüne 300’den fazla makale ve 180 kitap kazandırdı.






